Toz Zerreciklerinin Hasreti

Elbette, hayat bu. Her zaman düz yollarda, çiçeklerin içinden, bir kırda veya manzarası güzel bir sokakta yürümüyoruz. Bazen, uzun binaların arasında, kendimin otoritenin küçük bir parçası olduğunu, bir toz zerreciği olduğumun gerçekliği ile yürüyorum. Beni ürküten ve paramparça eden, bu yollar veya gerçeklik değil; köşeyi döndüğümde karşılaşacağım manzara, görmek istediklerimi görememek. Hasretini çektiğim veya çekeceğim kişilerin yüzlerine rastlamamak beni ürküten. Şimdi, uzunca bir yolun sonunda, çıkmaz sokağa vardım. Geri dönmek şart. Bizim payımıza da bu düşmüş elbet. İsyan etmiyorum. Lakin, çoğu zaman çığlıklarım boğazıma kadar geliyor. Bağırmıyorum, toz zerreciğimi ürkütmemek adına. Zamanında, kendi toz zerreciğimin birçok atomunu yollarda düşürdüm ve kaybettim. Hasretini çekiyorum şimdi, her birinin; veda edemediğimden. Çünkü veda etmek her zaman zordur; bir dosta, bir sevgiliye, bir anneye ve bir de atomlara. Aklıma bir sima düşüyor, vedalaştığım birinin siması. Bir otogarda, geri döneceğini bildiğim bir yolda ona sarılmanın hayallerini kuruyorum şimdilerde. Sarılır, her zerresini kendi toz kabarcığıma katar, sonra yoluma devam ederim. O kadar zor değil, hüzünlü bir şarkı açar, kulaklarıma çarpan sese kapılırım belki. Ya bir dostu ayağa kaldırırım, “Gel,” derim, “dans edelim.” Bir sevgilinin gözünün içine bakar ağlarım, “Yaklaş,” derim, “öpüşelim.” Ya da bir anne bulurum, tüm her şeyden öte ve “Ne duruyorsun, gel sarıl,” derim. Hayat bu, kaybolunur elbet. Bir Tanrı bulurum kendime, bu kayboluşun içinde, toz zerreciğimi gökyüzüne uçurmasını isterim. Tanrı bana güler, ya da bir dost, sevgili veya bir anne. Başımı okşar, yüzümü sever, kalbime dokunur. Sonra sıkıntılı bir halde yürümeye devam ederim. Kaybolduğum o sokakta bir esnaf lokantasına girer, bir hüzün sipariş ederim. Büyürüm belki o hüzünle, beni karşısına alır, tüm acımasızlığıyla beni bertaraf eder. Ne derse başımı sallarım, “40 yıllık hatrı olsun,” der, bir kahve içerim onunla. Bir 40 yılın sonunda, yine bir kayboluşum esnasında, beni bulur, sırtımı sıvazlar belki. Ben de derim ki: “Ben bu hüznü tanıyorum, bende bir kırk yıllık hatrı vardı, yeni bitti.”