Tüm varışlarım şehre vuruyor
ve ben unutuyorum ruhumun yaralarını.
Ucundan kıyısından topladığım köyümün çiçekleri,
Bu kentlere dayanamayıp soluyorlar elbet.
Ben yine unutuyorum benliğimi ve elvedalarımı.
Dik dur, Tanrısını kaybetmiş topraklara giriyorsun.
Tüm elvedalarım şehre varıyor.
Ben hüznümü kenara bırakıp yaşamaya dalıyorum.
Tanrı affetsin bizi, benliğimizi.
Kaybolmaktan yorulan ayaklarım,
Ve hiç ulaşılmayan köprü sonları,
Bir türlü kapanmayan kapı aralıkları,
Sömürüyorlar beni ve ruhumu, Tanrı onları affetsin.
Tüm yolların sonları şehre varıyor -artık-.
Ah! Acısaya evren bize; yol Venüs’e varsa bu kez,
Kahve içmek hoştur şimdi Venüs’te ya da Batum’da.
Ben özlüyorum, çoğu zaman döktüğüm kahveleri bile.
Kentin sokaklarında, dizlerimin üstüne oturmuş,
Ellerim yere bakıyor, hıçkırıklarım titretiyor yeri.
Yalvarıyorum Tanrıya, toprağa ve yaşanmışlıklara,
Beni azad edin ya da izin verin döneyim benliğime.
Ne zor bu yaşamak işi bu kentlerde.